Dizi Yorumu | Hymn of Death

Merhaba. 3 bölümden oluşan mini dizi Hymn of Death'i Netflix'e gelir gelmez izledim fakat yorumumu yayınlamam yine uzun sürdü :D 



Konu olarak Kore'nin Japon işgali altında olduğu 1920'lerde tiyatro yazarı ve gizli şair Kim Woo Jin ve Kore'nin ilk kadın sopranosu Yun Sim Deok'un aşkını ve önlerine çıkan engelleri anlatıyor. Woo Jin'in evli olması, Sim Deok'un ailesini geçindiren kişi olması vb. birçok sorun aşklarını yaşamalarına engel oluyor fakat birbirinden vazgeçemeyen bu ikilinin yaşamında olanları izliyorsunuz. 

Öncelikle Japon sömürgesi altında kalan Kore hakkında izlediğim tek dizi Chicago Typewriter'dı. Favori dizilerimden biri olması sebebiyle bu dizinin de hem konusu hem de başrollerin birlikte sergilediği uyumu merak etmem izleme sebeplerimden oldu. Acıklı bir hikaye olduğunu söylemeliyim. Olacakları Twitter üzerinden öğrenmiştim fakat yine de duygulanıp ağlamadan edemedim. 



Sevdiğim birkaç replik;


  • O benim şeytan tarafından kuşatılmış olan hayatımda tek güvenli sığınağımdı. 
  • Gözyaşları ile kurulu bu dünyada, benim ölümümle son bulacak mı her şey? 
  • Dünya sana işkence etse de etmese de kendi değerlerini gözet ve insanları sev.
  • -Gerçekten yaşıyor musun? + Hayır, yaşarken ölüyorum.

🌟🌟🌟🌟🌟/5
 



Film Yorumu | Şüphe (Burning)

Merhabalar :) 
Arkadaşımla geçirdiğimiz eğlenceli günü film izleyerek sonlandıralım dedik ve vizyondaki filmlerden sevdiğimiz oyuncuların olduğu Şüphe filmini seçtik. 

Haruki Murakami'nin kısa öyküsü Barn Burning'den uyarlanan film, yarı zamanlı hamallık yapan ve ilk kitabını yazan Lee Jong Su'nun çocukluk arkadaşı Haemi ile karşılaşıp onunla yakınlaşması ile başlayıp Haemi'nin Afrika gezisine gittiği vakit kedisine bakmasıyla ve Haemi'nin yanında Ben adlı biriyle dönmesiyle devam ediyor. 




Filmi izlerken "Ah bu sahneyi anladım, şimdi neler olduğunu biliyorum." dediğin anda aslında hiçbir şeyi anlamadığını fark ediyorsun. Bu yüzden sonu dışında gelişen olayları tahmin edemedim pek. Ayrıca metaforların çok fazla kullanıldığı bu filmi sevip beğenmek biraz güç olabiliyor. Yani şu şekilde anlatayım; eğer o metaforların neler olduğunu denkleştirebiliyorsanız gerçekten anlıyorsunuz :D Örneğin Ben'in evinde bulunan makyaj malzemelerinin aslında işkence aletlerini tanımlaması gibi. Genel olarak sebep ve sonuçlarıyla ilgilendiğim için Ben'in hayat hikayesini de merak etmedim değil :D 

Bana kalırsa hikayede eksik noktalar vardı. Karakterlerin tanıtımı ve asıl olaya giriş fazlasıyla uzun tutulmuştu. Fakat diğer taraftan oyunculuklar ve sahne çekimleri harikaydı. Karakterlerin neler hissettiğini, nasıl olduklarını anlayabiliyordunuz kolayca. Not almalık güzel sözleri de bulunduruyordu içinde. 

Yeniden izler miyim emin değilim açıkçası :)  Bana hitap eden bir film olmasa da 28 ödül aldığını ve Cannes FIPRESCI ödülünü aldığını unutmamak lazım :) 

🌟🌟🌟/5

Dizi Yorumu | The Last Empress

Merhabalar :)
Uzun zamandır dizi yorumu yazmamıştım. Aslında şu an izlediğim diziler hakkında yorumlarımı yazmak için final bölümlerini bekliyordum fakat dayanamadım....
O yüzden bu yazının konusu severek izlediğim The Last Empress. 


"Kore İmparatorluğu 2018-2019 yıllarında hüküm sürmeye devam etseydi nasıl olurdu?" sorusuna cevap niteliğinde olan ve saray entrikalarını da içinde bulunduran The Last Empress 35 dakikalık 48 bölümden oluşuyor. Konu olarak daha detaya inecek olursak Oh Ssu-Ni (Sunny) , imparatora hayran bir müzikal oyuncusudur ve bir gün hayali gerçek olur. İmparator Lee Hyuk ile evlenir lakin bilmediği şey ise imparatorun onu hem saray görevlisi Min Yoo-Ra ile olan ilişkisini imparatorluk ailesinden saklamak hem de işlediği cinayeti kabullenmemek için kullandığı paravan olduğudur. Annesini imparatorun öldürdüğünü öğrenen Na Wang Shik ise intikam almaya yemin eder. Olay zinciri Sunny'nin gerçekleri öğrenip imparatorluğun sonunu getirmek istemesi ile devam ediyor. 


İzleyiciler olarak "YÜRÜ BE SUNNY!" diye bağırdığımız muhteşem sahne. 


Tarihi dizileri,özellikle sarayda geçenleri, sevmeyen biri olarak söylemeliyim ki başlarken çok fazla tereddüt ettim. Entrikaların aşırı olmasına katlanamam, fazlasıyla resmi dil kullanılmasını sevmem vs. The Last Empress ise sırasıyla tabularımı yıkmaya devam ediyor. Aşırı keyif alıyorum izlerken. Bir yandan böyle bir şey nasıl olabilir diye sinir krizleri geçirirken diğer yandan nasıl bir intikam alacaklarını, olayların nasıl devam edeceğini merak ediyorum. İlgiyi üzerinde tutan bir dizi olduğunu da reytinglerden anlayabiliyoruz aslında. 

Orada "Seni seviyorum." derken aslında "Gör bak ben senin ağzına nasıl tükürüyorum." demek istiyor :D 
Dizide güzel olan bir başka şey ise ost'ları. Şu ana kadar 4 şarkı yayınlandı ve benim bu ikisi favorim. 

  • Jang Deok Cheol - What Would It Be 



  • Gaho - Not Over 





Fazlasıyla güldüğüm bir sahneydi :D
Doğru söze ne denir?? 

Şu ana kadar 32 bölüm yayınlandı. Neler olacak hep birlikte göreceğiz sanırım :) 

Şarkılar Serisi | Dimash Kudaibergenov

     Serimizin dördüncü ve muhteşem ismi Dimash Kudaibergenov ile karşınızdayım.

Şarkılar Serisi 1. Yazı: AnnenMayKantereit
Şarkılar Serisi 2. Yazı: KARD
Şarkılar Serisi 3. Yazı: Eivør 






Kazakistan doğumlu olan ve 24 yaşındaki Dimash geniş ses aralığına sahip ve sesini doğru kullanmasıyla da biliniyor. Ben ilk olarak Emre Yücelen'in videosunda görmüştüm kendisini. Bir kere dinleyince habire dinlemek istedim. Tüyleri diken diken ediyor :D Yanlış hatırlamıyorsam Çin'deki The Singer adlı profesyonel sanatçıların olduğu yarışmada da yarıştı :)

  • Emre Yücelen'in videosu; 
  • Opera 2 

  • Confessa + The Diva Dance 

  • S.O.S 
  • Gesi Bağları 

Kitap Yorumu | Fahrenheit 451



Herkese merhaba. Birkaç gündür yayınlamayı istediğim, senenin ikinci kitap yorumu ile karşınızdayım. Fahrenheit 451'in gittiğim kitapçılarda habire gözüme çarpması, konunun ilginç olması alıp okuma sebeplerimden ikisi. 


"Yakmak bir zevkti." yazıyor kitabın arka kapağında. Bilimkurgu olarak geçse de büyük bir distopya aslında. Öyle bir dünya düşünün ki itfaiyeciler yangını söndürmek yerine başlatıyor, kitaplar yakılıyor, kitap okuyanların evleri itfaiyeciler tarafından takılıyor. 

Ana karakterimiz Guy Montag'da kitapları yakan itfaiyecilerden biri.  İşini seven ve yaptığı iş üzerine bir gün bile düşünmemiş biri. Bu karakterin sorgulamaya başlamasını ise iki kadın karakter üstleniyor; biri evinde kitap sakladığı için evini yakmaya gittiği kadın, diğeri ise komşusunun 17 yaşındaki kızı Clarisse. Clarisse favori karakterlerimden biri oldu diyebilirim. Sorduğu sorular, düşünceleri vs aşırı hoşuma gitti. 

Kitap birçok ödül almış. Hugo En İyi Roman Ödülü, Prometheus Şeref Kürsüsü Ödülü, Amerikan Ulusal Kitap Ödülü, Pulitzer Onur Ödülü arka kapakta yazan ödüller. Her şey güzel olsa da benim belli bir noktadan sonra fazlasıyla sıkıldığım bir kitap oldu. Çeviriden mi kaynaklı yoksa yazarın dilinden mi bilmiyorum ama kitabın bazı sayfaları geçmek bilmedi. Araştırırken birkaç kişinin daha benimle aynı görüşte olduğunu gördüm. Betimlemeler öylesine karışıktı ki kafamda canlandırabilmek için defalarca kez okumak zorunda kaldığım yerler oldu. İlerleyen zamanlarda bir de İngilizce olarak okumak isterim açıkçası. 

🌟🌟🌟/5


  • Sunuş kısmının sonunda Neil Gaiman demiş ki;
"Son bir not olarak şunu söyleyeyim ki, e-kitapların gerçek kitap olup olmadığını tartıştığımız bugünlerde Ray Bradbury'nin sondaki kitap tanımının genişliğine bayılıyorum; kitaplarımızı kapaklarına göre yargılamamamız gerektiğini ve bazı kitapların kusursuzca insan şeklindeki kapakların arasında var olduğunu söyler."
  • "Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa'nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacak dağlar yoktur." 
  • "Hayır, hayır, senin aradığın şey kitaplar değil kesinlikle! Eski gramofon plaklarında, eski filmlerde ve eski arkadaşlarda bulabildiğin kadarını al; onu doğada ara ve kendi içinde ara. Kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türüydü yalnızda. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde." 





Kitap Yorumu | Agatha Christie - Nil'de Ölüm


Herkese merhabalar. Hazırlıktaki ilk dönemimi tamamladım ve şimdi bir aylık tatilimin keyfini çıkarıyorum :) Tabi bu sırada kendime 2019 yılı için koyduğum  "her haftaya bir kitap" hedefini gerçekleştirmeye çalışıyorum. Bu hedefin nereden çıktığını soracak olursanız eğer hemen açıklayayım. Lisedeyken habire kitap okusam da sınava hazırlandığım son iki yılda elimde daha çok test kitapları oluyordu. Otobüste geçirdiğim saati ise uyumaya ayırıyordum. Bu yüzden ilgimi kaybetmiştim. Üniversiteye başladıktan sonra yeniden kitap okumaya başladım ve aralık ayında da her hafta iki kitap bitirince bu hedefin taslağı oluştu :D 

Kitaba gelecek olursak dedektif romanı ve filmi/dizisi seven biri olarak Agatha Christie okumamış olmak benim için eksiklikti. Okumak istesem de başlayamamıştım bir türlü. Sonrasında derste bu kitaptan bahsetmemiz ve sıra arkadaşımın Agatha Christie hayranlığı beni Nil'de Ölüm'ü okumaya itti. 

Konu olarak İngiltere'nin saygıdeğer zengini Linnet'in arkadaşının nişanlısı ile evlenmesini ve gittikleri balayında öldürülmesini konu oluyor. Kitabın ilk sayfalarında karakterlerin bir anda verilmesi ile hangisi kimdi, bu isimler kime aitti baya bir karıştırsam da ilerleyen sayfalarda oturdu her şey :D Dil olarak aşırı akıcı ve sayfaların hızlıca bitmesine inanamıyorsunuz. Beni hayal kırıklığına uğratan tek şey katili ve sebebini kitabın başından tahmin etmiş olmaktı. Bunun dışında gerçekten harikaydı :) 

🌟🌟🌟🌟/5

Ah bu arada okuduğum kitapları, izlediğim dizileri takip etmek isterseniz instagram hesabımı buraya tıklayarak bulabilirsiniz. 


İngilizce Hazırlık Okumak| Ankara Üniversitesi

Yeniden merhabalar. Tekrar kaybolduğumun farkındayım ve bunun sebebi kesinlikle benim plansız bir insan olmam fakat artık bunu değiştirmeye çalışıyorum. 

Bildiğiniz üzere bu sene üniversiteye başladım ve şu an hazırlık okuyorum. Hem aklınızda fikir oluşması için hem de Ankara Üniversitesi'nde bu işler nasıl yürüyor öğrenebilmeniz için bu yazıyı yazmaya karar verdim.  



Öncelikle Eylül ayında 2 aşamadan oluşan Seviye Belirleme ve Yeterlilik Sınavı'na giriyorsunuz. 


1. Aşama : Seviye Belirleme: 

İlk aşama yazılı sınav olan seviye belirleme. Bu sınava bütün öğrenciler girmek zorunda. Girmeyen öğrenciler en alt kurdan (A1 seviyesinden) başlıyor. İlk aşamada belirli bir puan ve üzerini aldığınızda ikinci aşamaya girmeye hak kazanıyorsunuz.

Oral Exam: 

1. aşamayı geçen öğrenciler  ilk olarak konuşma sınavına tabi tutuluyor. İki öğretmenden oluşan sınıfa girip rastgele bir kağıt seçiyorsunuz. Bu kağıtta konu başlığı ve o konuyla ilgili sorular bulunuyor. 1 dakikalık hazırlık sürecinden sonra konuşmaya başlıyorsunuz. Öğretmenler de soru soruyor, sizlerle konuşuyorlar tabi ki :D

2. Aşama Yeterlilik Sınavı: 

Bu sınava daha çok hazırlık atlamayı düşünen öğrenciler giriyor. Girmek için herhangi bir zorunluluğunuz yok. İlk aşama gibi yazılı olarak gerçekleşiyor.


Şimdi sınavları olduk,  bitti. Bundan sonra okulda bulunan 4 kurdan birine yerleştiriliyorsunuz. 


  • L1 (A1)
  • L2 (A2)
  • L3 (B1)
  • L4 (B1) 
L1 seviyesinde gerçekten en temelden başlanıyor. Alfabe, sayılar vs. Her kur için bir kitap varken L3 ve L4 kuru aynı kitaptan işleniyor. İlk 6 ünite L3, son 6 ünite L4 kurunda işleniyor. Ben bu sene L3 kurundan başladım. Ve geçtiğimiz günlerde sınavı geçerek L4 kuruna atladım :D

Peki kurların içeriği nasıl işleniyor, sınavlar nasıl?



Dersleri kitaplardan işlediğiniz gibi haftalık handout adı verilen ek çalışma kağıtları çıkıyor. Ayrıca birçok powerpoint sunumu ve videolar üzerinden anlamanız kolaylaştırılıyor. 

Ben üst kurlardan birinde başladığım için bizde konuşma ağırlıklıydı. Derste konular hakkında konuşmayı geçtim, oral exam benzeri ayrıca konuşma derslerimiz oluyordu. Ayrıca Amerikalı bir hocamız vardı. Haftada bir gün gelip bizlerle konuşuyordu, ipuçları veriyordu vs. Ayrıyeten deneme ve makale yazmayı öğreniyorsunuz.  

Bir kuru okuma süreniz 2 ay. Bu 2 ayın sonunda kur atlama sınavı var (yazılı+sözlü). Bu kadar kolay mı? Tabi ki hayır. Kur atlama sınavına girebilmek için onun öncesinde gerçekleşen 3 sınavdan +60 ortalama yapmanız gerekiyor. Bunlar:


  1. Achievement 1: Kur içerisinde gördüğünüz konulardan sorumlu olduğunuz yazılı sınav. Listening, writing, use of English, reading partlarından oluşuyor. Bu sınavda deneme yazmak yerine boşluk dolduruyorsunuz. 
  2. Mini Oral Exam: Konuşma sınavına sizi hazırlamak amacıyla yapılan bir sözlü sınav. İlk oral exam ile aynı şekilde ilerliyor.
  3. Achievement 2: Kur içerisindeki son sınav. Bütün konulardan sorumlu olduğunuz ve ayrıca deneme yazdığınız ikinci yazılı sınav. 

Bütün bu sınavlardan belli oranlarda puanlarınız alınıyor ve 60+ puana denk geliyorsa kur atlama (Gateway) sınavına girebiliyorsunuz. 

Gateway yine iki aşamadan ve iki günden oluşuyor. İlk gün oral exam, ikinci gün yazılı sınav. 

Ah unutmadan kur içerisinde 5 gün boyunca toplamda 23 saat dersiniz oluyor. Bir kurda 28 saatlik devamsızlık yapma hakkınız var. 29 olduğu anda kur tekrarına kalıyorsunuz. L4 dışında diğer kurlarda 1 kere tekrar okuyorsunuz. Eğer yine kaldıysanız online eğitime geçip internet üzerinden derslere giriyorsunuz. 

Bunların dışında o haftanın sunumlarına, ders bilgilerine, önceki senelerin slaytlarına ulaşabileceğiniz bir site ve giriş hakkı veriliyor. Benim çok işime yaramıştı :D 

Şimdilik aklıma gelen şeyler bunlar. Fazlasıyla eğlendiğim bir 2 ay geçirdim. Umarım L4'de aynı şekilde olur. Kendinize iyi bakın :) 
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İzleyiciler

img { padding:5px; margin:5px; border-width: 5px; border-color: #0066CC; border-style: single; ridge }